27 Kasım 2010 Cumartesi

hoşçakal

buraya uzun uzun son üç senemi yazacaktım. istanbula gelişim. işimdeki egzantirik olaylar. bazen kalp sıkışması yapan koku hafızaları ve ya bir dizinin beni yarım şişe votkada boğma çabasını ama üşendim. buraya bakarlar diye yazmıyorum demiştim. yalan söyledim. admini olduğun okulun sitesine birden fazla girdim ve biliyorum ip mi ve bilgisayar ismimi almışsındır. dikkat çekici bulmusşundur belki aynı gün gece niye 4-5 kere bu bilgisayar giriş yaptı diye. artık sebebini biliyorsun. bilgisayar ismimin blog aramalarında çıkan isimle örtüşmesi de şans değil. anlayacağın hala sıkılıyorum ve uzun vadeli örülmüş oyunlar oynuyorum. oyuna başlarken buraya geleceğimi biliyordum ancak şunu kestiremedim. ne anlatacaktım ki sana tek taraflı. ne bir şey hissediyorum artık ne de söyleyecek bir sözüm var. askere gidiyorum sadece belki bilmek istersin.

hoşçakal.

not: bu arada sözlüklerde twitterda kılda yünde aktarmalı iletişimler hoş şeylerdi. teşekkür ederim.

16 Eylül 2010 Perşembe

düşüş

Bir erkek bir odaya girdiğinde,
...tüm hayatını da beraberinde
getirmiş olur.
Herhangi bir yerde olması için
milyonlarca nedeni vardır.
Sormanız yeterli.
Dinleyecek olsanız,
o noktaya nasıl geldiğini,
...nasıl yolunu şaşırdığını...
...ve sonra birdenbire nasıl
kendine geldiğini, anlatacaktır.
Dinleyecek olsanız,
...kendini bir melek gibi gördüğü günleri ya da...
...mükemmel biri olmayı hayal ettiğini,
anlatacaktır.
Ve sonra dünyanın...
...mükemmel olmadığını hatırlayarak...
...bilgece gülümseyecektir.
Kusurluyuz, çünkü hep daha
fazlasını istiyoruz.
Darmadağın oluyoruz,
...çünkü önce önümüze
çıkan her şeyi istiyoruz,
...sonrasındaysa, eskiden sahip
olduklarımızı arıyoruz.

mad men 04x08

23 Ağustos 2010 Pazartesi

her zaman soru nasıl?

seni severdim. uzun bir süre sevdim. nasıl? lisedeyken kandil günü oruç tutan kızın üniversitede şarap içmeye başlaması? yalnızlık korkusu belki. aidiyet duygusunun sekteye uğrama telaşı belki de. tüm o okuduğun kitaplar ve kurduğun estetik cümlelere rağmen sadece çalışmakla girilemeyecek bir üniversiteye girmene rağmen, eğer üniversite sınavı iq ile ölçülseydi bu üniversiteye giremezdim deyişin? ilgi istiyordun belki. sadece güzelliğine yapılan iltifatlara doymuştun. olamaz mı? biraz da zekanı ön plana çıkarmak istiyordun? cevabı ikimizde biliyoruz. bir insanın bu kadar içten olduğu anlar zor yakalanır. ikimiz de şahit olduk böyle bir an'a. olgunlukta devam eden ilişkinin ortalarında hortlayan liseli ergen krizleri ve nazın artık çok ötesinde bakıldığında göremeyeceğim kadar uzağında olan kaprisler? türk kızı deyip kestirip atabilir miyim? sanmıyorum. ötesinde bir şey var ve ya gerisinde. hiç bir zaman göstermedin. satır aralarını okuyamamam için karalasaydın eğer seni hiç tanımadan bitecekti ilişki. belki de bu yüzdendi bu sancılı gizemcilik oyunları. çok bariz ortada olan karakterine bir kutu boya dökmen. unuttuğun bir şey var. boya suyla seyrelir. her ağladığında içini gördüm. daha sıkı tuttum. ancak ilişkisini 7/24 palyaço ile paylaşmak insanı yorabilir. boya yüzlü özgüvensiz asalak kızları senden ayrı tuttuğumu sana hatırlatmama gerek yok herhalde. peki tanrı sevgi midir? her okuduğuna evet işte hayatımca aradığım cümle bu diye bağlanan insanların sence de sadece romanlarda yaşaması gerekmez mi? aklıma gelen şeyleri yazdıkça nefret ediyorum senden. daha çok kendimden. seni o kadar sene nasıl sevmişim. nasıl? ilişki başında benim senden üstün olduğumu düşündün. nasıl yapabildin bunu bana? omuz omuza yürümeyecek miydik? neden sonra fikrini sabitledin ki ben bütün ilişkide senin önünde diz çökmüştüm. ve nasıl o kadar şey paylaşmamıza rağmen arkadaş kalmayı önerebildin? eğer arkadaş kalsaydık artık başka bir eli tutup başka bir omuza başını dayadığını bana nasıl söyleyebilecektin? hayatının bir romandaki gibi yaşanması gerektiğine nasıl karar verdin? dur bir saniye sanırım buradaki en önemli soru ne zaman? son cümlelerimi silmeyeceğim ibret için kalsın. zaten bu blog da benim not defterim değil mi? ne zaman sorusunun altında benle ilgili bir şeyler olma ihtimalini sevdiğim için yazdım evet. bu narsisizm benim sonum olacak. ve nasıl olsa bu blogu okumayacaksın. eğer bir gün merak eder de ökkeş çilekeş isimli şahsın hayatını merak edersen belki. bu post'u neden yazdığıma gelince; rüyamda gördüm seni. dile kolay tam 4 sene sonra rüyamda gördüm seni. bir internet kafenin ki kendisi ayrıca bir playstation salonuydu altında bir demir parmaklıklı giriş katında konuştuk seninle. ne konuştuğumuzu hatırlamıyorum ancak birbirimize ne söylemediğimizi hatırlıyorum ki bu rüya da onun için güzel bitmedi. birbirimize hiç bir zaman düzgün bir şekilde hoşçakal demedik. rüyanın son demlerinde bunu sana söylemek için çırpınıyordum ki alarm çaldı. bunu sana söylemek demek buradan nasip olacakmış.
hoşçakal, en azından bir sonraki rüyaya kadar.

20 Ağustos 2010 Cuma

umut sarıkaya için bir kaç cümle

kola kutusuna su koyup içen çocuk, su saatini yakından inceleyen çocuk, otobüste posta gazetesi bulunca çok sevinen adam,(ama illa posta gazetesi olacak) belediye otobüsüne binince en arkaya doğru umutsuzca güzel kız var mı diye sağı solu keserek ilerleyen adam, izah işareti, perdesiz ev sancısı, sıcak günde elde mont dolaştırmak, kırmızı tuborga sigara külü atıp kafayı beton yapan cenahtan kaçma isteği, kurban bayramının dördüncü gününde şeker toplayan çocuğa olan antipati vb vb vb...

bunların tamamı ve burada yazmaya üşendiğim bir sürü karikatüründen alıntı tiplemeler aslında benim. arkadaş bir insan bu kadar mı rutin hayat yaşarmış? biz de yaşadıklarımızı matah bir şey sanıp eş dost meclisinde anlatıyoruz. bu muymuş yani enteresan çocukluğumuz? hiç bir şey demiyorum. bu adamı okurken yüzümde oluşan gülümse okumam bittiğinde bir hüzne dönüşüyor. en büyük silahı bu galiba. her karikatürün alt metninde "siz de kendinizi özel sanın yamçıklar, ulan herkes aynı şeyi yaşıyor sizin neyin mücadelesini veriyorsunuz?" deyişi onun imzası herhalde. bütün amatör fotoğrafçılar siz gidin siyah beyaz sümüklü çocuk çekin. bütün radiohead dinleyen, çingeneler zamanı izleyen ne yaparsanız yapın bir gün dede olacaksınız ve torununuzu sırtınıza bindireceksiniz. bütün bütün genellemeler sizden bir sikim olmayacak çok hüzünlü ve bir o kadar kendini kaptıran insanlara tokat sesi komik aslında.

allah beyninin fosforunu bol versin umut ağabey de bu çizdiklerinle, yazdıklarınla bu uyanışı tetiklediğin için cennete mi kapak atacaksın yoksa böyle mutlu mesut yaşayan insanları tokatlayarak uyandırıp mutsuz ettiğin için cehennemde mi ütüleneceksin bilmiyorum. bildiğim tek bir şey var ne yazarsan ne çizersen boşa yapmıyorsun. en az bir kişi bütün bunları takip ediyor.

13 Ağustos 2010 Cuma

niyetli misin?

arabesk nedir? bir müzik türü olmasının ötesinde bir etikettir. aslında edebi anlamda çok güzel örneklerinin olmasının yanında müzikal açıdan çok besleyici örnekleri de var. müslüm gürsesten ne yazar şarkısını bir kere dinleyiniz. girişteki enstrüman zenginliğinin yanında sözlerde gayet iyidir ama çok insan bu şarkıyı bilmez çünkü arabesk dinlemez. söz ve ya müzik bağımsız sadece arabesk olduğu için dinlemez. neden çünkü arabesk dinlemekle arabesk dinleyen zümreye ait olacağını bilir. zümreden akla gelen örnekler; eli camdan çıkmış taksiciler ve dolmuşçular, inşaat işçileri, bayrampaşadan arayan isyankar kafadarlar, gecelerin yargıçları...

dinler gelir düzeyi düşük zümrelerde daha bir sıkı tutulur. peygamberler geldiğinde ilk inananlar genellikle gariban diye tabir edilen insanlar olmuştur. dinimiz islamın şartlarından oruca gelince sıra insanlardaki bu hastalıklı zümre olayı çok feci hortluyor. özellikle kurumsal şirketlerde bu daha bir göze batıyor. kurumsal şirketlerde oruç tutma oranı bayağı düşük. oruç tutmayanlara bakalım;
patronlar, genel müdürler, genel müdür yardımcıları, bölüm şefleri...
oruç tutanlara bakalım;
işçiler, temizlik görevlileri, korumalar...

normal bir beyaz yakanın içine düştüğü ikilem bundan ibaret. oruç tutan zümre ve oruç tutmayan zümre arasında seçim. hemen her şeyde olduğu gibi bize ait olmayanı izole ediyoruz. dışarıda tutuyoruz. son bir iki ramazanda daha da boku çıkan mevzu sanırım bu. arabeskle bire bir paralellik gösteren, son derece tehlikeli bir ötekileştirme.

oruç mu ne orucu be? fakirler tutar orucu.

dini ötekileştiren, bulunduğu yeri hazmedemeyen insanların elinde ya gayri safi milli hasılaya etki eden şirketlerin kaderi. allah hepimizin yardımcısı olsun.

10 Ağustos 2010 Salı

neden

neden geldiğimi bilmiyorum yine bu bloga ki zaten açtığım tek blogtur. farklı şeyler deneyerek; oluşan hissizliğim ve can sıkıntımın geçmesini umut etmem kötü bir şey mi? bence evet kötü.
iddaa, forex, kriminoloji, psikanaliz, programlama, ileri programlama, imdb ilk 100, ekşi sözlük, inci sözlük, seri oyunlar bulup(pop, hitman, biohazard, tomb raider, resident evil) bitirmeye uğraşmak, ney üflemek, powerball, winamp radyodan hergün değişik bir türde radyo dinlemek, blog açmak...

sonuç yok.

aldığım psp yatıyor, ney keza. kriminoloji hasta, oyunlar konusunda zaten yanılmışım seri oyunların hepsi aynı mantık üzerinden gidiyor, forex için yeterli param yok. örnekler ve bahaneler çoğaltılabilir. ama ondan da sıkıldım. olmuyor deyip kestirip atmak benim için daha kolay. bugün geldiğim yere dişimle tırnağımla gelmedim. o durumda olan herkesin minimum yapacağı şeyleri yaptım. hayat bana iyi davranıyor. (şükürler olsun) ama bir sorun var. ne olduğunu bilmediğim. sanki sürekli sırtımda bir şeyleri taşıyormuşcasına beni hantallaştıran, durduk yere yoran? yapılacaklar listesi yapmayı yapılacaklar listemde ilk sıraya taşıtan?

"ertelemek; inkar etmenin en ölümcül yoludur."

neyi inkar ediyorum?